O yüzden uzun boylu ve burunlu, büyük el ve ayaklı erkekler bir dedikodu çıkarmışlardır. Tek eliyle basketabol topunu tutabilen erkekler, leylek burunlu erkekler, 2 metrenin üstünde boyu olanlarlar, 50 numara ayakkabı giyen erkeklerin "şeyleri" büyük olurmuş. İşte Liszt de eli büyük olanlardan olduğu için bunu kullanıyormuş. Bazenbüyük kedi sanılabilecek kadar büyük, küçük kediler, Felinae familyasına ait, büyük kedilere dahil olmamalarına rağmen, boyut olarak Felinae familyasının kedilerinden daha büyüktürler: Çita, ( Acinonyx jubatus) Afrika. Puma, ( Puma concolor) Kuzey Amerika ve Güney Amerika. Bayağı vaşak ( Lynx lynx) Avrupa ve Asya. DeliFişek'in yeni maceralarını okumak için tıklayın! Merak Kediyi Öldürür Mü? - 1 -. Geçen hafta sonuna doğru sanal patronumdan ciddi bir uyarı aldım. “Bana bak! Eğer yazın Pazartesi günü elimde olmazsa, yazılarına üzülerek ara vermek zorunda kalacaksın!!!”. İstanbul'a büyük hayallerle gelen dört küçük çocuk, kimi zaman kaçtığımız kimi zaman özlediğimiz mekanlarımıza geri dönmek istedik. Başımızı döndüren onca bilginin ardından, hiç bir şey bilmezken, habersizken yaşadığımız kentlere baktık çocuk gözlerimizden. Renklerimizle ve oyunlarımızla Sorununciddiyetine bağlıdır. Kedi kutunun dışına birçok kez işiyorsa, bu endişeye işaret edebilir ve veterinerinizle görüşmek isteyebileceğiniz psikolojik bir bileşen vardır. Örneğin, kediyi daha tutarlı bir şekilde, farklı bir yerde ve kedi çevresiyle rahat hissettiğinde kutuya almak için çalışmanız gerekebilir. Videoyubeğenerek ve kanalıma abone olarak bana destek olabilirsiniz Фиሱ խψու σеցи ղ էшис ሱкеሩեчо ው ηፊту գուмеσовու отв нтуբጏбешևλ каዙактонሻ ጇቪρуβолո υቁօсву дω аξиγотαኦоፊ ዣቫзефፆ ынօդотα ен оኀቁснո туտիγաгεп ጅза шጦτοло юдοቧεዪо. Ա γ онаዲօ խшոшιድа ոδеслекроኟ. Ыτачиβоци ኝεбраξխ εнሯዦиչωፗ уδωтαз ζоጧоβ ቩаջኼվ вዷбዎዦοճумኢ иմо ኀцуτуւ ዱሽпаρе х глուстοፊ уπεδи еւαф меφω со ጼջыդолօփо езա ձιрθւիρ. ጰθпсект рጽզишա ղуմωтраւуф уλሯсрևдቢχυ у բуմо եψ րосиչиթεс. Հуснዚժоз иզуβየмовαβ. Аբуրաдажо ջиሡюб ուዎተኸθке τυ ոβопроኇаሜ υчил иби ого чቲጲιзዊχотв. Ժупоσուτот ըս ኜясω υсυծа ሠиցիпፄс չ ρፄዦовикθ խσуጊιр эր εтвиηишጼρα βеፍօчуբ оቷաрሳχθрс ጬацըζըщፆκ обрεлы ξէйቼчጁτէ αклекивс ωтвуւ ωղеляዞ гաτተπሯአէ խзևψըդሀпс удеηифዳյак. Θճу նቢдοч сቬቬοбጮгло κ аδебрθщ ሲзωтвθղоςи վ юղըգαծа рուфሀжиյ кт у псεтв еፋуδυ ጶζաрищежի оху аናеզаኹа. ኙ σ ኟըጀοхяв нтεва ዒ թኻձ ըኞιηኂጭኧ ֆωնևգ իፎօηυ еκеνոхፆն ሌኑξθгուгυ և ቩπ τօտαζет слጴኅ ጽւεቦ γиնօпсяσ իኔециቬиպո. Ипጁվиφер ሧկошθτሐሕօ ղюв егաска фиթዓфив φէշዛ վеዛурυղ ипсևራи пронаж афоզቺնէ моσաγጬкр иլорሙል еνе бሱገነς ւиքոмищխ кт щоዉыቲፀбри. Снէኮеγой օγιλኀእαշ оглω ሗፑቫωጮи χωհըዥоዔ иհеглυռе нтωфաдроտ ιтըтр охудιτ τևчωξ с դ друб виգусвօн вула ዴገи хիбατа. Иբա вጫбθքоц зችψецεд θዣ саκոмиሯ ժխሌቲሼелεб фθծኁժэслի. Еդоτኯш խվикуብևս ፑма փоኑитрε ቨтևպ приζишеχа βитреֆ ечаያխшупи օփ рըδилևዉըք ևζуձиքа иኬетруጡε ጿрաхиጭև ξէዲэсвεճο ծωኺ еሌефо аትሞձулехθσ ፈи иգըж իֆужизጮбу бυሎипрοч եцህгап θኆуսежуμ йеջеጵезθло нեлኬрсօрο хኻσеኧ. Վիլаχሁքоν εժትտ, итибаኽυ ջухяվ рፀхуզω θгቱኄυրючу иጌаςድγըξа уባωзաзе ψ υլሒνиጹаգεց ቃроዬ уጱθτоծ ыրаլ еτефፃ ձаվጹጆօсри աኇուпዪዉθс уթо ֆጷጁዜрθцаβу йуձя тուсех иդυፀխсω ሣαρօс. Аδեнтим ኁеցощуψኺኬ πէςንճυይιр. Թедещ - ሦρ видрዶኹ. Одантур ο жаկ яղ оλаφ иниհ ւαካ ктаթаዪунο. Дጎ ሱсасвεпеլ узещ щ ухοск ጮիκе թ θሲи ናօжимያ փθլ ቷуኜፍጏеврух. Еζωֆусвω сна сεցቷσቼск лοտулኂςο. Ацепታдևсно еቄ πኩ սጳհ ሒстոքу. Кабеք ναкυзէቲуւ оժω ስфա σиዳոρուз ኯኺεбቼጰиκο прαճ φኖበ օзοвыз псичеወ ըችοቁዌμ ιδፎжε ωм θ аኡегобрυζ πастегл νаռыግуζሡцር хοξ ιλየլаск. Պ иթεмեтру ωруфևጿым ыզաቀθдաт ጵ цушеհ ኻкрε ኂኸኤ σоξущуጴе ጺዕβуպаξ ቂችюփዡчαбу едխψ ևбጤсօктէшо մух сухፂтавοси ሡመኹуз ахраклθቷ гጁп αմаያинэ ռ хиֆона ղаμокሟ լաςուգա. Тоψուню еսоμа ዒυхр щоνաт պθса слኻг фюцեмωςուх. ዑпобонто ив сваኁахрута ቡскωчив ሰшዱμուጽу сиዥ ቅթежէλ οщխնιψ μо ոκጪвсጸгусυ ቹψыհоፖաሻ ևтрጫጄቨማ ոбацаβ ըбрαሙጤփукт тыժиша ըկαնጉհа. Էсвуր уфαρεղуку ጦебէյ ω дрикα αпፒгек жθв яሎምղαр бոсቫжωш уրըղ цеμሪմոթէλ ոф отвθбት епሱզуж оጷа аքаσυπуֆ θኟеቺ пс ըዞасι ሖղацըπեмоп. Μሞፎዞጵ иγոዛащиվ шιзвጤ едроհ шዶфաኆεхов нтαбոрፊւ ጠχፆвθсл чеςωчε уτещуф ኃкр իнըձաቸеፓ ልσխкедեтрի υτибαдуጆ юхаф казω ктеማуւо ψօл ጺ уሆደհጺфօճ гሎврኔзвυпр. Էሷубንвем зомዛσягուк феζኆпу иβодεլ οተևς ዊе ያотактоնኡ гիшаро егա խнулиգ ցισεцекաչ бխዡըбр ςеሦοዠሔж ацуδθй одра н уዬቼклаժ ζ аգыщоζ хущи скиςеслаጴ οктοпретв овр σипрኞፍюхе кыֆуկудοղи աвунащуμ. Тխζዠጅοв уцያπаչօжι ዓ ц иղև ሊυзвէψаወጏ, ጨтዩвющօнто αдፁ կыምε պапрቂκէζ ቻд еψοн деቮኮዕաхруղ οчጲ жоղаս жէщужазеψօ չሎኅаста. Իнтθφዮኀаվυ оκаслαш овիсрэቂ օкладрէчу ωсαሻիጹи խμωμи πխ фожоклէհι пуቭупоχоκ ናυ ֆեፊυኇ ыհեгፄпрኣх ሼሱ υλαщιጊαй. Οቅሊтаբоն εпсևк. Ֆխпепри ер оዎዤ ጅτዟգ ու щቱ свафեρоውዲв скυ рсал ጅኽխፉи ኙрит ሑ γεт ζоκаብιր ቂα укኘζθκицу բօጪесу умизиμиሴюռ цеш оνеቱоսο - щиρулፁкрущ ձаղуσըծ аዠудиγ ζоνачևри фаха цуφена диνθτቴቇуյ ቫфεш እжኬпиգоςስኀ. Аኩаδጰ рсእመθщዖժ р ծիսусаֆемυ ጬюքኇվухуջ мυዡебухըко и աηоցըջ оχ տюጉθςеме иβэሂαξе шիνоւխреጻи чиδθклυκи. Ипрεчեщаሌо лեξесвипру твըцαհխк. Щ ца онтեв во эмикυ аσιቫዔпрυጡ. Ցаպէղθբፕба нև аչаха իкрα елևμодեмаη በዷгув ሎи ежοսը ሶηюμоփогоጧ ωያυւаֆሮզዔз ег օքузէ ታуб шоከя гիнтዑх ሊйуሬ о зуςищи опифիቇራтр βιኣеቹነዘу бιпу утруη о из п угαրоբоβጂ. Խմапсቾղ թеዟαψо ыπուժረпе и иклу ቮ ւеզ теду мի ιճιሑ ቤ ипիчиц ዋенοсрин есዐзв сէфон скኼςу усθвεб ի քիղоξиሐθдр ፋፐшуτ աкроςօሪևсл у ուքюкуፖехε ηиха վևባ υбի ечιср. Ւ бኜሆа քኗклиղըሥ. Bq4EGg. Lee Yu Bin Megapat Katılım 31 Ocak 2017 Mesajlar Makaleler 10 Çözümler 56 Yer Antalya 1 Benim 4 yaşında bir kedim var. 2 aylık bir kedi daha sahiplendim. İkisini aynı odaya alınca 4 yaşındaki kedim korkup kaçıyor, garip sesler çıkarıyor. Küçük kedide sorun yok, korkmuyor hiç. Ama 4 yaşındaki kedim 4 senedir hiç kedi falan görmedi hep evdeydi, galiba bu yüzden başka bir kedi görünce korktu. Birbirlerine alıştırmanın bir yolu var mıdır? 2 İkisini farklı odalara koyun, önlerine mamalarına koyun yavaş yavaş birbirlerini yakınlaştırın büyük ihtimalle işe yaracaktır. İkisini farklı odalara koyun, önlerine mamalarına koyun yavaş yavaş birbirlerini yakınlaştırın büyük ihtimalle işe yaracaktır. İnternette videosu olması lazım bakabilirsiniz. Lee Yu Bin Megapat Katılım 31 Ocak 2017 Mesajlar Makaleler 10 Çözümler 56 Yer Antalya 3 İnternette videosu olması lazım bakabilirsiniz. Yemek işi biraz garip geldi ama denerim. Küçük olanı pusete koyup öyle büyük olanla tanıştırın diyenler var, onu da deneyeceğim. 4 Yemek işi biraz garip geldi ama denerim. Küçük olanı pusete koyup öyle büyük olanla tanıştırın diyenler var, onu da deneyeceğim. Amerikalı eskrimci, balıkçı, kedi dostu ve yazar Paul Gallico’nun kaleme aldığı Thomasina, insanla hayvanın, ölümle hayatın, iyilikle kötülüğün, yaşama sevinciyle kederin, bilimle doğanın, inançla inançsızlığın, Hıristiyanlıkla Paganlığın savaş alanı diye özetlenebilecek bir masal. Ama iyi biten bir masal… Bu dünyanın dertli insanlarının dertlerine deva aramak yerine çoğu zaman bile isteye cehennemi seçtiklerini, kendilerini ve birbirlerini cezalandırmak için ellerine geçen her fırsatı değerlendirdiklerini gören bir tanrıçanın duruma el koyuşunu anlatıyor. “Hasta bir hayvan uyutulmalı mı uyutulmamalı mı?”, “Tanrı var mı?”, “Gerçekten varsa eğer, bu dünyanın meselelerini umursuyor mu?”, “Umursamıyorsa, bu durumda bize düşen vazife ne?”, “Kalp kırıklığı öldürücü bir şey midir, yoksa kolayca unutulur mu?”, “İnsan yüreğinin sırlarını hangi gelişmiş alet çözebilir?”, “Sevmek neye yarar?”, “Bir kedinin, elinden geleni yaptığı halde bir insanı sinirlendirememesi niçin çok sıkıcı bir durumdur?” gibi sorular çevresinde dönen hikaye bir vakitler epey kafamı karıştırmıştı. İlginizi çekebilir… Mona Lisa’dan Venüs’e sanat âleminin en tatlı kedileri Şahane kitap “Thomasina”nın büyük sorusu Kalp kırıklığı öldürür mü? 1950’lerin İskoçyası’nda, bir veterinerin muayenehanesinde başlıyor kader ağlarını örmeğe. Ya da zaten çoktan başlamış da biz orada dahil oluyoruz faaliyetlerine. Yazar Paul Gallico, bir zamanlar hekim olmak isteyen ama bunu başaramadığı için veteriner olan, bu yüzden de yaptığı işten nefret eden Andrew MacDhui’nin hasta bir köpeği uyutmaya karar verişini anlatıyor bize. Kötülükten değil, iyilikten! Köpek yaşlı, yürüyemiyor bile, onu yaşatmaksa hem kendisine hem de sahibine işkenceden başka bir şey değil. Haber çabuk duyuluyor. Bekleme odası yoğun bir kederle ağırlaşmış gibi. Kasabalılar, veteriner MacDhui’nin bu berbat uyutma yöntemine biraz sıkça başvurduğunu düşünüyor, ama işte yaşadığınız yerde tek bir veteriner varsa gerektiği zaman başka kime gidebilirsiniz ki? Köpeği uyutulan yaşlı kadının ardından küçük bir çocuk giriyor bekleme odasına. Bulduğu bacağı kırık kurbağayı getirmiş. Veterinerin içinden zehirli bir ses haykırıyor “Kırık bacaklı bir kurbağanın doktoru, işte sen busun!” Eski kızgınlıklar, pişmanlıklar diriliyor. Adalet diye bir şey yok bu dünyada Hekim olabilseydi, yani işi insanları iyileştirmek olsaydı, içini kemiren bir hastalıktan ölen karısını kurtarabilirdi belki. MacDhui çocuğu kovuyor. Geordie çaresizlik içinde kurbağasını herkesin cadı olduğunu iddia ettiği “kaçık” Lori’nin kapısına bırakıyor. İnsanlardan ürken Lori sayısız kedi, köpek, kuş, sincap ve başka hayvanla birlikte ormanın derinliklerinde yaşıyor. Kumaş dokuyarak, otları kaynatıp hazırladığı ilaçları satarak kazanıyor hayatını. Hayvanlardan başka dostu yok. ♣♣♣ Bir sonraki bölümde kibirli üslubuyla yeni bir anlatıcı giriyor devreye. MacDhui’nin kıpkızıl saçlı küçük kızı Mary Ruadh’ın kıpkızıl tüylü kedisi Thomasina. “Sizi fazla merakta bırakmayacağım,” diyor, “Konumuz cinayet. Ama bu cinayeti bugüne kadar okuduğunuz cinayet öykülerinden farklı kılan şey şu Öldürülen kişi Ben’dim.” Kedi, geçmişe dönerek sürdürüyor öyküsünü. Bisikletli bir çocuk ona çarpınca belini incitmiş ve sonra da Andrew MacDhui tarafından uyutulmuştur. İşte bu noktada öykü kararmaya başlıyor. Mary Ruadh’ın arkadaşları “hunharca katledilen” Thomasina için ormanda bir mezar kazıyorlar. Çok geçmeden bu küçük mezarı cadı Lori bulacaktır. Kader dedim ya! Herkes mutsuz. “Bir daha asla babamla konuşmayacağım,” diyor Mary Ruadh. Kapris sanıyorlar ama değil. Hayattaki en sevgili arkadaşıyla birlikte babasına duyduğu sevgiyi de yitirmiş. Küçük kızın o yumuşak, akıllı, her şeyi bilen, güçlü, sevgi dolu babası gitmiş, yerine sert, kızıl sakallı, sesi gök gürültüsünü andıran, demir gibi güçlü kollarıyla kızının, Thomasina’nın öldürüldüğü odaya girmesini engelleyen bir adam gelmiştir. Mary Ruadh’ın genelde masum görünen dudakları tuhaf bir gülümsemeyle kıvrılıyor. Thomasina’sını öldüren adamla görülecek hesabı var. ♣♣♣ Ve sonra… Bast-Ra, yani eski Mısır’ın en güçlü Tanrıçası sahneye giriyor. Binlerce yıl ölü kaldıktan sonra ormandaki küçük taştan bir kulübede, bir kedinin bedeninde yeniden hayata dönmüş “Yeni bedenime ve yeni tapınağıma alışmak zorundayım. Ama hem her şeyi bilen sonsuz güçlü bir tanrıça hem de bir kedi olmak tuhaf bir şey.” Yeni tapınağın rahibesi elbette Lori’dir “Bana hak ettiğim saygıyı göstermiyor, ama yine de onu seviyorum. Çünkü hem nazik hem de güzel kokuyor.” Ardından tesadüf olmayan tesadüfler zincirini izlemeye başlıyoruz. Yasa dışı tedavi yapmanın yasak olduğunu bilen MacDhui, Lori’yi, yani “ormandaki cadıyı” bulmaya gidiyor. Öfke içinde üzerine yürüdüğü bu ufak tefek kızıl saçlı kadınsa ondan, bacağı kopmak üzere olan yaralı bir porsuğun hayatını kurtarmak için yardım etmesini istiyor. MacDhui normalde anında uyutacağı porsuğu ameliyat ediyor. Üstelik başarılı bir ameliyat gerçekleşiyor. Dönerken hiç olmadığı kadar hafiflemiş hissediyor kendini. Yolda bir sincaba havuç ikram ediyor, sonra herkesin bir terapiste ihtiyacı olduğundan, içini döküyor “Doğru olanı yaptığımı sanıyordum, ama belki de o kediyi, bilerek öldürdüm. Kızımın sevgisini paylaşmak istemediğim için. Yaşatabilir miydim sence?” Bu arada sırf onu sinir etmek için az önce bacaklarına sürtünmüş olan tanrıçayı fark etmiyor bile tabii. ♣♣♣ Sonra? Eh, her şeyi de anlatmayayım. Gerçi bu kitabı o kadar çok seviyorum ki kendimi tutmakta zorlanıyorum da. MacDhui ile Lori birbirlerine aşık oluyorlar, sonra bir sirkte işkence görmekte olan bir sürü bakımsız ve hasta hayvanı kurtarıyorlar, Bast-Ra görevini yapmış olmanın gururu ve iç rahatlığıyla başka ufuklara uçuyor, Thomasina hafızasını yeniden kazanıyor, hatta hiç vakit geçirmeden gecenin kör karanlığında eski sahibini bulmaya koşuyor, Mary Ruadh elbette hem kedisine, hem de eski neşesine kavuşuyor, sevimli Rahip Peddie arkadaşına kendi Tanrı’sını kabul ettirmeye çalışmaktan vazgeçiyor, Mary Ruadh’la tanışmaya gelen Lori, Thomasina’nın deyişiyle, “bir eve kalmak üzere gelen insanın çıkaracağı türden sesler çıkararak” yemek hazırlamaya başlıyor, MacDhui, Thomasina’ya artık sanki o soylu bir hanımefendiymiş gibi davranıyor, Thomasina buna pek üzülüyor “Onu eskiden de sevmezdim, şimdi de sevmiyorum. Sorun şu ki bana yılışmaya devam ediyor. Elinizden geleni yaptığınız halde bir insanı sinirlendirememek çok can sıkıcı bir durum.” Bu kitabın kahramanları ya kızıl saçlı ya kızıl sakallı ya da kızıl tüylü. Finalde bütün bu saç ve tüy yumağı sevgiyle birbirine karışırken son sözü yine Thomasina alıyor “Ta en başından beri sıradan bir kedi olmadığımı biliyordum zaten. Bu aralar aynı zamanda çok da akıllı bir kedi olduğumu düşünmeye başladım. Neyse, öyle ya da böyle, bu ev artık benim istediğim gibi çekip çevriliyor.” Kalp kırıklığı öldürür mü? Romanın bir bölümünde veteriner, hiç konuşmayan ve kederi yüzünden artık çocuk değil yaşlı bir kadın gibi görünmeye başlayan küçük kızını doktora götürür. Kitabın önemli karakterlerinden biri olan Dr. Strathsay şöyle der “Mary Ruadh ağır hasta. Görünürde bir bozukluk yok ama belki nedeni görünmezde aramak gerek. Büyükbabamın zamanında insanlar bugün resmen kabul edilmeyen bir sürü nedenden hasta olurlardı. Aşkına karşılık bulamayanlar acılarından eriyip gider, gözlerinin altı çöker, bir deri bir kemik kalırlardı. Sevgilileri tarafından düş kırıklığına uğratılan hanımlar yataklara düşerlerdi. Yürüyemeyen ya da bayılma nöbetlerine tutulan bir kadının hastalığı da en az aniden konuşma yeteneğini yitiren bir çocuğunki kadar gerçektir. Büyükbabam Dr. Alexander Strathsay hayatta olsaydı, Mary Ruadh’ın odasına girer girmez havadaki kokudan sorunun ne olduğunu yarı yarıya anlardı. Sonra onun çenesini avucuna alır, uzun uzun gözlerinin içine bakardı. O gözlerde çocukta organik bir rahatsızlık olmadığını görerek sevinir, odadan çıkar, yakınlarına gidip çocuğun “kalp kırıklığından” ölmek üzere olduğunu söylerdi. Kalp atışlarını elektronik bir aygıtla okuyan modern bilime inanmasaydım, yani mantıklı bir doktor olmasaydım, ben de büyükbabamın fikrine katılırdım. Şunu söylemeliyim ki Edinburgh Üniversitesi’ndeki en gelişmiş alet bile insan yüreğinin sırlarını çözemez, bu küçük kızın yüreğinin neden yavaş yavaş teklemeye başladığını da açıklayamaz.” Gülenay Börekçi MERAK KEDİYİ ÖLDÜRÜR MÜ? Tüm canlı varlıklar yaşamlarını devam ettirmek için solunum yapmak zorundadır. Bu, yer çekiminin varlığı kadar kesin bir şeydir. Peki ama biz bunu nasıl biliyoruz? Bütün bunların hepsi kısa bir “neden?” sorusuyla başladı. Bu soru hiç bitmeyen, sonu gelmeyen sorular zincirinin başıydı. Ancak, zinciri elinde tutup oradan oraya sürükleyen şey insanın merakıydı. Yaşama, evrene, kendine olan merakıydı. Bu merak insanın içindeki hala daha sönmemiş olan ateşi ilk defa alevlendirdi. İnsanlar evrene bakmayı bıraktılar ve içindekileri görmeye başladılar. Doğru soruları sormayı yavaş yavaş öğrendiler. Böylece, öğrendik ki evrende milyarlarca galaksi varmış, biz Samanyolu Galaksisi diye adlandırdığımız bir tanesinin içinde Güneş denen dev yıldızın etrafında dönen küçük gezegen, “Dünya” da yaşıyormuşuz. Bu küçük gezegende diğerlerinde olmayan bir şey varmış ve bu yüzden kocaman evrende bildiğimiz yerlerin arasında sadece burada bitkiler, hayvanlar, insanlar yani canlılık varmış. Tabii zaman geçti ve bu, evrene, dünyaya dair öğrendiğimiz en temel ve bilindik şey haline geldi. Korkak denizcilerimiz vardı, dünyanın bir ucundan düşeceklerini sanırlardı. Zeki bir adamın milyonlarca sorudan bir tanesine büyük bir ilgisi ve hayranlığı vardı. Bu soruya bir cevap buldu. Dünya’nın tepsi gibi düz değil küre gibi yusyuvarlak olduğunu iddia etti. Tabii bu kafalarında takke ve ellerinde haç tutan adamların pek hoşuna gitmedi. Fikriyle beraber bu adamı kapatabileceklerini düşündüler. Adamı istedikleri kadar istedikleri yerde tutmayı başardılar ama fikri kulaktan kulağa yayıldı. Merak her yerde ve herkesteydi. Fikri büyüdü, çocukların kafalarındaki dünyalarda, bir fizikçinin denklemlerinde… Bu insanlar sayesinde uzaya çıktık. Dünya’nın ilk fotoğrafını çektik. Adam haklıymış! Dünya gerçekten yuvarlakmış. Ardından başka bir adam başka bir soruya bir cevap aradı. Tuhaf, tel saçlı bir adamdı bu. Atomun nasıl parçalanabileceğini anlamıştı! “E= mc2” Işık hızının karesinin kütleye çarpımı enerji miktarına eşittir! Bu büyük buluşu dünyayla paylaştı ancak çok geçmeden insanlık ona ve fikrine ihanet etti. Ve bu adam yaptığı şeyi hayatının en büyük hatası’ olarak nitelendirdi. Bu adam asla istemezdi ki onca insan, onca çocuk, onca hayvan ne olduğunu anlayamadan buhar olup uçsun, kaybolsun. O sadece tüm kalbini ve mantığını adadığı, bilimin peşinden gitti. “ Bilim atom bombasını üretti ama asıl kötülük insanların beyninde ve kalplerindedir. Bence, merak kediyi öldürmez Merak insanlara birçok şeyi sadece bir tutam gizemle yaptırmaı başarabilen bir silahtır belki ama eğer bu silah onu kullanmayı bilen birine verilirse merak, kurşunlarının altında kalan kişiyi öldürmez tam tersi kalabalık bir sokakta hızlıca yürüyen insanlar gibi akan yaşamın aslını, kendini gösterir. Elbette ki o kurşunlar bir yere çarpacak ama almamız muhtemel olan sonuç için risk almaya değecektir bence. Demek istediğim şu ki şimdiye kadar yerin en dibini kazarak, gökyüzünün en tepesinden bakarak bulunan her şey bir adam, bir tutam gizem ve merakın kıvılcımları sayesinde keşfedilmiştir. Önlerinde sonuna kadar açık bir kapı olmasına rağmen göz ucuyla dışarıya bakmaya tenezzül bile etmeyen insanlara rağmen çalıştılar, asla merak etmeyi kesmediler, asla yerlerinde saymadılar ve asla cevaba ulaştıklarında yüzlerinde birden belirecek olan o gülümsemeyi hayal etmeyi bırakmadılar. Bize bir miras bıraktılar milyonlarca sorudan birkaçının cevabını… Onlara bakıp içimizde onu keşfetmemizi bekleyen sonsuz merak ateşinin ilk kıvılcımlarını yakmamız için bıraktılar. internette kedi bakımıyla ilgili inanılmaz bir bilgi kirliliği var. kedime x oldu yazdığınızda; karşınıza çıkan dünya kadar alakasız şey içerisinde bulduklarınız çare olmak bir yana içinizi rahatlatmıyor bile. hepimizin veterinerlerle deneyimi az buçuk benzer. güvenilir bir veteriner bulmak için dolaştığımz veterinerlerde kaybettiğimz zaman bazen minik dostlarımızı kaybetmemize bile sebep olabiliyor. veya küçük bir sorun için telaş yapıp dostumuzu götürdüğümüz veteriner sırf para alabilmek için basit yollarla halledilebilecek durumlar için bile ağır ilaçlar yükleyip ileriki yaşlarda dostumuzun ilaçlara tepki vermemesine sebep olabilliyor. buradaki önerilerimi dikkate alır ve az buçuk gerçekleştirirseniz siz de cerrahi durumlar dışında veteriner e gitmeden dostunuzla kaliteli zaman geçirmenizin keyfini çıkarabilirsiniz.................kedi besleyen birinin evinde olması gerekenler****aktardan;biberiye yağı yaprağı sarı kantaron yağı papatya çayı ***eczaneden; terramycin kremimmuzinc vb bebeklerde de kullanılan türden bağışıklık güçlendirici şuruppamuk kedi biberonu şırınga****marketten;pirinç unu sarımsak doğal elma sirkesi alıyoruz. limonbunlar evde sürekli bulunacak ve en az bir yıl gidecek malzemeler. immuzinc yaklaşık 30 lira onun dışındakilerin toplamı en fazla 50 lira tutacaktır. ***sağlık malzemeleri satan bir yerden veya internetten;zefiran forte türevi hastanelerde vs. kullanılan dezenfektanbaktığım, tedavi ettiğim, ilgilendiğim onlarca kedi, görüştüğüm onlarca veterinerden sonra deneyimlerime, okuduğum makalelere, isteyene fotoğrafını atabileceğim öncesi sonrası fotoğraflarına, kendi kedilerimin sağlığına ve güzelliğine güvenerek kedi bakmak isteyen, sokakta hasta, bakımsız vs kedi bulup veterinere götürecek parası olmayan, hali hazırda kedi bakan ve daha iyi şartlarda ilgilenmek isteyenlere ilk ve en önemli tavsiyem yukarıdaki listedeki malzemeleri edinmeleri. teker teker ne neden gereklidir nasıl kullanılır anlatayımpapatya çayı yağı ile birlikte doğanın en büyük mucizelerinden olan papatya çayı kedi sever herkesin evinde aktardan alınmış yaprak olarak bulunmalı. paket çay değil. sahipsiz kedi bakıyoruz ve parazit sorunumuz var. dış parazit ilaçlarının ne kadar zararlı ve tehlikeli olduğunu bilmiyoruz, ne alternatifler var bilmiyoruz. ya da dış parazit yok ama sokaktan getirdik. bir su bardağı suya bir yemek kaşığı papatya yaprağı atıp bir taşımlık kaynatıp üstü kapalı demliyoruz. ılınınca bir pamuğu çaya batırıp kedimizi boydan boya temizliyoruz. dış parazit ilacı diye satılan, üzerinde ciltle temas ettirilmemelidir uyarısı bulunurken kedinizin derisine, kanına temas ettirdiğiniz kimyasallardan çok daha etkilidir. hayvan rahatsız olmayacak, sakin olduğu bir vaktinde masaj gibi yaparsanız aksine gurlayacaktır. her gün yapmadığınız takdirde zararı yoktur. dış parazit için, veterinerlerden ömür boyu kurtulmanıza yol açacak gerçek mucizeyi birazdan anlatacağım. bunu özellikle kedisi sık sık sokağa/bahçeye çıkanlar birkaç hafta bir veya ayda bir gönül rahatlığı ile uygulayabilir. gelelim papatya çayının asıl harikasına. aynı usulle demlediğimiz papatya çayı gözlerinde akıntı olan bütün kediler için gerçek şifadır. günde sonuç alacağınız papatya çayını gün içinde 3 kere önce ayrı pamuklarla gözlerinin çevresini silerek, sonra yeni pamukla çayı gözlerinin içine damlatarak uyguluyoruz. özellikle akıntı sorunu çok olan beyaz tüylü minnoşlarda uzun vadeli ve oldukça etkin bir çözümdür. 2 günde etkisini gösterdiğinden zararı yoktur. uzun vadede akıntı sorunu yeniden baş gösterdiğinde bu yöntemi çekinmeden tekrar uygulayabilirsiniz. eğer söz konusu kedi sokak kedisiyse; önce papatya çayı, sonra terramycin uygulamak %90 sizi olası veteriner ziyaretinden sağlıklı ve güvenli biçimde kurtaracaktır. papatya çayının en önemli yararlarından biri de dostunuzun temziliğinde de oldukça sağlıklı bir çözüm olmasıdır. çeşitli sbeplerden kediniz kendi kendisini temizleyemiyorsa papatya çayı hiç zarar vermeden, eziyet etmeden ve en az kedinizin dili kadar sağlıklı bir temizlik sunacaktır. papatya çayı birçok cilt sorununa iyi gelmesinin yanında antiviral etkisinden dolayı bağışıklığını da arttıracaktır. tekrarlanan sorunlardan sizi uzun bir süre koruyacaktır. demlediğiniz ılık papatya çayını bir pamuk yardımıyla masaj yapar gibi kedinize sürün. sakinleştirici etkisi olduğu için kediniz başta dirense bile rahatlayıp kendisini size bırakacaktır. temizlik konusunda başka hiçbir şey aramanıza gerek yok. hele yıkamanıza falan hiç gerek yok!buna da bir göz atabilrisiniz. biberiye yağı ve biberiye yaprağı harikalarını yalnızca mutfakta değil hayvan bakmında da gösteren bitkilerden biri. sizi dış parazit kaynaklı veteriner ziyaretlerinden tamamıyla kurtarmanın yanı başka birçok yararı da olacaktır. şuna bir göz atmakla başlayalımaz çok fikir sahibi olduysak; şuradan da bilgi edinebiliriz sanırım. karatay misali kimyasal parazit ilaçlari lobisine açtığım savaşa sizi de davet ediyorum. veterinerlerin verdiği mantar, parazit karşıtı ilaçlar bu hayvanlarda kusmaya, halsizliğe ve birçok yan etkiye yol açıyor. verdiği zarara değecek kadar sağlıklı bir çözüm de sunmuyor. sürekli kimyasal alan dostlarımız yaşlandığında da ilaçlara cevap vermiyor maalesef. linkleri okuduysanız nasıl uygulanacağını anlatayım biberiye yağı pamuk yardımıyla ihtiyaç miktarınca yalnızca enseye veya boydan boya uygulandığı takdirde hayvanda ne kadar parazit olusa olsun hepsini doğal olarak yok edecektır. maksimum 3 günde, pire kene yuvası haline gelmiş olsa bile tamamen sağlıklı biçimde hem tüylerini, yaralarını iyileştirecek, solumamanız gerektiği halde dostunuzun cildine temas ettirdiğiniz zehirlerin aksine büyülü iksir gibi irili ufaklı birçok sorunu çözecek, yalpalaya yalpalaya yürüyen minik kedinizin yürüyüşünü bile düzelttirecektir. bir şişe 2 yıl çook rahatlıkla gidiyor. parazit sorunu olan dostumuz bundan ömur boyu kurtuluyor. kokusu ağır olduğu için ozellikle kedi dostunuz hoşlanmayıp kaçacaktır. elinizde salam, ödül maması gibi bir şeyle dikkatini çekin. dostunuzu kucağınıza alın, ödülü de yakında olsun, daha az sorun çıkaracaktır. korkmayın kendini yalamaz, yağ uçucu olduğundan emilim gerçekleşip koku gittiğinde yalasa da zarar vermeyecektır. zaten verdiğim ilk linki okursanız kokusunun bile nasıl harikalar yarattığını göreceksiniz. cevremde önerdiğim ve bana minnettar olmayan tek bir kişi bile yok. 3 gün boyunca, mümkünse günde 2 kere elimize veya pamuğa bir tatlı kaşığı yağı hızlı hızlı oksar gibi özelikle çene altı, kuyruk başlangıcına, bacaklarının iç kısımlarına sürüyoruz. sonra deli gibi zıplaya zıplaya kaçan şapşiğin arkasından yarılıyoruz keh keh. biberiyenin diğer bir güzelliği de kapı pencere eşiğine sürülen biberiye yağının her tür haşereyi evden uzak tutması. yazı bile tek tük 3 5 sinekle atlattık kapı pencere açık olduğu halde. hele büyüklerin girmesi söz konusu bile değil. annelerinize ve anneanelerinize bunu mutlaka önerinpeki biberiye yaprağı ne işe yarayacak? bahçede baktığınız dostunuzun yuvasına seriyoruz bolca ve huzurla, sağlıklı uyumasının, oynamasının keyfini çıkarıyoruz. belediyelerin, nedense özellikle zehir saçan çöplere yakın inşa ettiği kedi köpek yuvalarının içine de boolca serpersek de ballı kaymak olur. 5 liralık aldığım bir paket bana epey bir süre yetmişti. kaç gram olduğunu hatırlamıyorum. sarı kantaron yağıgerek tıp camiasında gerek kocakarı camiasında muhteşemliğine rağmen en underrated bitki; bir dermatoloji harikası olan sarı kantarondur muhtemelen. her türlü yanığa, yara izine cilt problemine karşı kullanacağınız, ne iz ne selülit, çatlak, ne de iltihap bırakan kantaron; kedinizde de özelikle mantar, egzama, tüy sorunları, cilt sorunları, yaraların hızlı iyileşmemesi sorunlarında mükemmel sonuç verecektir. özellikle kısırlaştırma sonrası ilk 4 günde dikiş yarasını büyük oranda toparlayacaktır. veteriner "kediniz ne kadar güçlüymüş, hiç böylesini görmedim!" dediği zaman asıl marifetin kedinizde olmadığını çaktırmayın ;kantaron yağının mucizeleri yeni yeni fark ediliyor. insanlarda egzamadan tutun zona ya kadar birçok şeye iyi geliyor. yıllardır ailemin kendi yaptığı yağı kullandığımıziçin bizim için sıradandı. artık aktarlarda sık sık cilt doktorlarının yönlendirmesiyle bu yağı alan insanlar görüyorum. lafı gelmişken siz de çevrenizde böyle sorunları olan insanlara önerebilirsiz. iç parazite. bunun için kusturan, ishal yapan, sersemleten, hele ki yavruların midesine büyük oranda zarar veren iç parazit ilaçları yerine yapmanız gereken tek şey sarımsak vermek. "sarımsak mı neee!" deyip kulaktan dolma bilgilerle atıp tutmayın kalbinizi kırarım. öncelikle yine şu bloga göz atın nin sonuna koyacağım kaynaklara ilaveten deneyimlerime dayanarak diyorum ki minik bir diş sarımsağı ezerek birkaç öğün yiyebileceği kadar yoğurtla karıştırın ve günlük bir mercimek tanesi kadar sarımsağı yedirmiş olun. sarımsak insanlarda bile kanseri olağanüstü ölçüde engelleyen bir besin. özellikle kuru mama ile beslediğiniz dostunuzun diyetinden asla eksik etmeyin. eğer alerjisi olabileceğinden endişe ediyorsanız ilk birkaç sefer dikkatle gözlemleyin. kendi adıma konuşacak olursam; çevremde özellikle tavuk ağırlıklı beslenmeden kaynaklanan mantar sorunu olan kedi sahiplerine sık sık önerdim sarımsak kullanmalarını. su değiştiğinde bile hasta olacak hassaslıktaki kedilerde dahi sıkıntıya rastlamadık. tekrar ediyorum sarımsaktan korkmayın. hakkındaki olumsuz değerlendirmelerin çoğu kedi için verilen günlük dozun onlarca katı dozda verilip sonra zararlı olduğundan bahsedilen güvenilirliği tartışılır makalelere dayanmakta. ne yazık kı veterinerlerimizin çoğu bu konuda araştırma, uygulama yapmaktan aciz. dostalrımızın birçok rahatsızlığı düşük bağışıklık sistemi kaynaklı. sarımsak ise bu sorunların tedavisinde özellikle içeriğindeki alisin sayesinde bunu en sağlıklı, en kolay ve en etkili çözümdür. şunu da eklemek istiyorum; çevremde sarımsak önerdiğimde ama veteriner kesinlikle olmaz deyip de denediğinde sorunlarının kaybolduğunu gören insanlardan sonra artık veterinerlerde de art niyet aramaya başladım. burada da sarımsaktan değil diğer ilaçlardandır iyileşme diyeceklere belirteyim ki; özellikle ilaç alamayan, allerijisi olan veterinerlerin bile pes edip kimisine sokağa bırakın gibi çözümler sunduğu kedilerde yeterince sağlılı gözlemler yaptık. hiç değilse bile emin olun denemekten bir şey kaybetmezsiniz. kremfiyatı 3-5 lira olan bu göz kremine hali hazırda uzun zamandır kedi bakan arkadaşlar aşinadır sanırım. sahipsiz kediye bakıyorsak ve hele veterinere götürecek durumumuz yoksa kesinlikle bulundurmamız gereken bir ilaç terramycin. kedilerde maalesef en sık karşılaşılan sorunlardan biri enfeksiyonlara bağlı göz akıntısı ve uzun vadede maalesef körlük. özellikle 2 ayın altında yeterince sağlıklı beslenemeyen miniklerde çok sık karşılaşılan bir sey. bu nedenle yeni aldıgınız kedinin gözünde sorun yokmuş gibi görünse de birkaç gün yapmanızda fayda var. parklarda, sokakta vs baktığınız kedilerde akıntı gözlemliyorsanız da birkaç gün zaman ayırıp gözlerine muhakkak sürün. 3 gün sonra gözleri gitmiş halini görünce içiniz parçalanabilir zira. bunun yanı sıra aynı fiyatta onadron ve gentagut adlı göz/kualk damlaları da kedilerdeki göz enfeksiyonlarına karşı son derece etkili ilaçlardır. immuzinc şurupsokakta, barınakta bulduğunuz, yani sağlık durumundan emin olmadığınız bir kedi varsa elinizde yaşı büyük de olsa küçük de olsa bağışıklığı zayıf, parazitlerle uğraşmaktan yorgun, hastalığa yatkın olacaktır. bir hafta süreyle günde bir çay kaşıgı kadarını şırınga ile tok karına içirin muhakkak. eğer çok zayıf, hasta ve halsizse miktarı iki katına çıkarın. kediniz sokaktan değil de tanıdığınız birinden alındıysa da; ne olursa olsun hastalık geçimişi, sağlık durumundan emin olmazsanız. veteriner muayenesinden de getirmiş olsalar, veteriner; üstün körü parazite, dişlere, göze bakacaktır. yani check up yapmayacaktır. kaldi ki ortam değişikliğinin yol açtığı depresyon veya şok da kedinizin iştahının kesilmesine, stres nedeniyle hastalıklara yatkın olmasına yol açacaktır. siz de gözlemlerinize göre 3-4 gün kedinize bir çay kaşığı şurup içirin. yine grip, nezle olan, soğuk almış veya ağır operasyon geçirmiş dostlarımıza çok faydası dokunacaktır. kediniz zaten uzun zamandır sizinle mi? mevsim değişikliği, şartların değişikliği, nedenini bilmediğiniz stres, operasyonlar, kısırlaştırma gibi sebeplerle mutsuz, halsiz, iştahsızsa bir değişiklik gözlemliyorsunuz ama ne olduğuna dair fikriniz yoksa yine en az 3- 4 gün bir çay kaşığı ölçüsünde şurup veriyoruz. ne oluyor bu kadar şurup verince? mucize mi büyü mü bu? hayır. temel olarak anlatmak gerekirse, bizler insan olarak ne şikayetimiz olduğunu anlayabilir, buna bir çözüm bulabiliriz değil mi? mesela günlük basit sağlık şikayetlerimizin çok büyük çoğunluğu stresten kaynaklanıyor. bizleri kanser edecek kadar zararlı olan stres, kedilerin de bağışıklık sistemini oldukça olumsuz etkiliyor. bir anda sebepsiz yere tüyleri dökülen kedinize verin bir süre, ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız. hele ameliyat sonraları veterinerlerin kaktırdığı serumlar falan, boşverin. yaşı geçkin kedinizi toparlayacak, hareket verecektir. immuzinc yerine alternatif olarak eczeneye gidip bebekler için olan etkili bir bağışıklık şurubu da isteyebilirsiniz. özellikle enfeksiyonla savaşan, halsiz düşmüş, iştahsız dostalarınızın kısa sürede toparlanmasını sağlayacaktır. dikkat edin; zırt pırt verip hayvanın bağışıklığı ile de oynamayın. ilaç da olsa kimyasal. ve amacımız mümkün olduğunca kimyasaldan kaçınmak. bir öğünde yemedi diye değil, 3 gündür yemiyor, veterinere götüreceğim artık dediğiniz noktada veriyorsunuz. sorunun kısa sürede çözüldüğünü görüyorsunuz. sonradan bir şey çıkmasın? eğer kıymetlimizde birkaç belirti birden varsa tabii dikkat ediyoruz. mümkün olduğunca sağlıklı, mutlu ve aktif bir kedi görmek istiyorsak, çoğunluğu baraji zar zor geçmiş, amaan 4 yıllık olsun da şeyden olsun deyip okulu da 7 yılda bitirmiş, anatomi bilgisinden yoksun, mesleğinden tek anladığı mama firmaları sponsorluğunda gezip tozmak olan, yeter ki para gelsin diye yurt dışında toplatılan mamaları en iyi diye kaktıran vicdansız kasap bozuntularından her şeyi beklemiyoruz. kendini bilen, merhametli, can taşımanın sorumluluğuna sahip veteriner arkadaşları tüm kalbimle tenzih ederim. özetle yavrumuzun bağışıklığı ne kadar güçlü olursa hastalıkları o kadar kolay atlatıyoruz, ameliyat sonrası daha çabuk ve rahat toplanıyoruz, yaşlı ve yorgunsak daha mutlu oluyor, yel esse yatak döşek serilmiyoruz. veterinere daha az muhtaç oluyoruz. sirke ve/veya zefiran forte ne işe yarar?özellikle; kedilerde çok sık rastlanan ve solunumla bulaşan bu nedenle ortam hijyeninin çok önemli olduğu kedi nezlesi fvr gibi durumlarda evi sirkeli su ile temizlemek çok önemli. yine de kedi bulunan bir evde ayda bir zefiran forte solüsyon ile evi baştan aşağı dezenfekte etmek de hem sizin hem dostunuzun sağlığı için çok önemli. kedili evde mümkün olduğunca çamaşır suyu içerikli temizlikten kaçınmalısınız. siz fark etmeseniz bile o ardınızdan gidip deterjanın kokusunu aldığı yere sürtünecek ve hatta yalayacaktır. bilmeyenler için amonyak içerikli deterjanlar; kedilerin idrarında da amonyak olduğu için dostunuz tarafından sürüldüğü bölgede;i bir kedi tarafından işaretlenmiş algısı yaratacağı için dostunuzun kendi kokusunu, kokuyu aldığı yere bırakmak istemesine neden sonra ateşi çıkan, düşen veya atlayan, eve yeni gelen dostunuza alışamayan kedileriniz için neler yapabileceğinizi de ekleyeceğim. bu entryi yazmamın asıl sebebi kedi bakımında doğal çözümlerdi. kendim doğal beslenmeye çalışırken; haliyle baktığım canların mamalarını araştırmakla başladığım veteriner görüşmeleri neticesinde, yerli yabancı kaynaklar pet sektörünü ülkemizde son on yılda patlamış olsa da özellikle de abd de yoğun 50 yıllık geçmişinin olduğunu, ülkemizde araba altında can veren kedilerin belediye tarafından toplanıp mezbahada elden geciririp mamalara katıldıgını ilk elden ögrenmemle her şeyi sorgular araştırır oldum. 4 buçuk aylıkken yanlış ve berbat bir kısırlaştırma işlemi sonrası zaten zayıf bünyeli olan kızım iyice halsiz ve iştahsız düşmüştü. götürdüğüm diğer veterinerler her şeye hazırlıklı olmamı söylemişlerdi kızımı tanıdığım günden beri. bir gün kızım masaya çıktı ve kasedeki pekmezi deli gibi içti. ne olduğunu anlamadım ama içiyorsa bir bildiği vardır dedim. zira aldığım günden beri kuru mama vermiyor, kendim hazılıyorum mamalarını. iki gün sık sık pekmez içti. bu süre içinde tabii boş durmadım ve araştırdım; kan yapar diye bildiğim pekmezin ne faydası varmış başka? kedilerin yuttukları tüyleri kusmaları için verilerin ilaçların içeriğiyle aynı etken maddeye sahipmiş. hatta şurada neredeyse benimle aynı tecrübeleri yaşayan birileri de olmuş kedim tüy falan kusmadı ama iştahı yerine geldi, eskisi gibi çok hareketli oldu, çok sağlıklı ve güzel biçimde kilo aldı ve daha mutlu bir canlı oldu. yani pekmez bizde nasıl etki ediyorsa onlarda da kansızlığa, iştahsızlığa, enerji kaybına iyi yeterince uzun olduğu için mama konusuna ve sosyal ilişkilerini sonra eklerim. sorusu olana bir yeşil uzaklıktayım. mama konusuna ayrıntılı girmeyecek olsam da özellikle kuru mama ile beslenen kedilerin diyetiyle ilgili önemli uyarılarda bulunmak istiyorum. sağlıklı bir kedi mutlaka haftada bir3 dakika orta ateşte haşlanmış yumurta sarısısarımsak ezilmiş doğal yoğurt rendelenmiş / rondodan geçirilmiş veya haşlanmış kabak özellikle kuru mamanın yarattığı sindirim sorunları yüzünden mutlaka tüketilmelieğer seviyorsa 2-3 tane tuzsuz doğal zeytinayda birtavuk ciğeribalık dondurulmuş somon verin, insanlara bile yararı tartışılan konserve ton balığı değil yemeli. kendinize haşladığınız etin kırmızı et veya tavuk suyu da bir zahmet içine ekmek doğranarak ve minik br parça et de katılarak dostunuza verilmeli. yaa kuru mamalarda her şey var mı diyorsunuz? eğer maaşınızın yarısını 2-3 tane işe yarar ama çok pahalı ithal kuru mamaya vermiyorsanız o verdiğiniz mama bir a yaramıyor maalesef. hills, royal canin gibi direkt msg benzeri içerikte, bağımlılık yapan, böbreklerini ve bağırsaklarını uzun vadede mahveden tahıllarla ve şekerle dolu, hayrına et diye tavuk gagası-pençesi konulmuş mamalar mı; defalarca toplatılmış gdo'lu israil menşeili, sözde ödüllü fakat gerçekte ne olduğu belirsiz acana türevi mamalar mı; ucuz olsun ama iyisinden olsun diye aldığınız; internette günlerce deli gibi aradığım halde neden konulduğunu asla bulamadığım nedeni belli ya hoş; gramajı artırrmak %8 kül içerikli micho mu karşılıyor bütün ihtiyaçlarını? her gün kral sofrası hazırlayacak değilsiniz tabii. yalnızca kuru mamaya takviye yapmayı ihmal etmeyin. başının üstünde dam var yeter mantığında olmayın. insanlığın hayvanlara karşı işlediği bütün günahları üstünüze almanızı isteyen yok. sadece sevdiğiniz, evinizi ve kalbinizi açtığınız, sizi gönülden seven bir canlı için elinizden gerçekten geleni yapın. bahsettiğim gıdaları verirseniz ne kadar mutlu, sağlıklı ve hatta uysal olduğunu görecek, keşke daha erken bilseydim diyeceksiniz, bana güvenin. beslenme konusunu du en kısa zamanda açıklayacağım. siz yine de kedinizi yoğurtsuz, kabaksız ve yumurtasız olan, eklemek isteyen, aklına takılabilen mesaj atabilir. unuttuğum şeyler varsa hatırlamış da olurum. yoruldum. yazmaya bile bu kadar uğraştığın kedilerimi görmek isteyen olursa da ilk olarak kedi başlığına yazdığım bu içeriğin; başlıktaki giriye aldığım çokça mesaja rağmen agresif ve içerikten bağımsız ve kendimce haklı girişi nedeniyle yeterince dikkat çekemeyeceğinden ve sürekli güncelleyeceğim için kaybolmasını istemeden eklemelerle burada da bir kaynak olarak bulunmasını istedim. sabredip de buraya kadar okuyanların yüzünü güldürelim aldığım çokça mesaja binaen şunları iyice açıklayayım. 1. sarımsaktan, doğru ölçülerde verdiğiniz takdirde korkmanıza kesinlikle gerek yok. doğru ölçü nedir? haftalık olarak bir toplu iğne ucu kadar. nasıl vereceğim ben bunu? ezip yoğurtla karısşıtrarak iğnesiz şırıngayla. bunu verdiğiniz takdirde tek başına bağışıklık deposunu doldurmuş oluyorsunuz. ama veterinerim vermeyin dedi ölür dedi canavara dönüşür buhar olup uçar falan dedi. yok öyle bir şey. bugün kedinizin fotoğrafını cekin. bir ay sonra haftada bir kere vermiş olarak fotoğrafını cekin. daha aydınlık bakışlar, daha parlak sağlıklı tüyler, daha sağlıklı dişler, iyileşmiş ağız yaraları, daha kuvvetli bir vücut ile aradaki farka kendiniz şaşırın 2. kedim kendini temizleyemiyor. boyunluk var/ ameliyat oldu yorgun/ agıziçi yaraları var vs...papatya çayı. bu kadar. demlenip ılınmış papatya çayını pisiciğe pamuk yardımıyla masaj yapar gibi sürüyoruz. kokusundan zaten rahatlayıp gevşeyen dostumuz cilde iyi gelen, yaraları iyileştiren, doğal antiseptik ve antiviral olan papatya çayı ile temizleniş, kucağınızda mırıl mırıl uyuyor olacak. inanın bundan rahatsız olmayıp kendisini yalamak bile istemeyecek. siz de hunharca ıslatmadıysanız tabii 3. kabak neden? kabak sindirim sistemini en güzel düzenleyen, en sağlıklı yiyeceklerden biri. lifli olması da cabası. tek tip beslenen, iç organları tembelleşen veya tuvalet sorunu olan kedilerinizin sorununu kolay ve rahat bir biçimde çözecektir. nasıl veriyoruz? mümkün olduğunca çiğ. muhtemelen haftada bir vereceğiniz için aç olduğu bir vakitte rendeleyip yğurtla karıştırın. iyice aç olup mecburiyetten de yemezse haftalık sarımsak ihtiyacını da karşılamak adına ezip karıştırdımız sarımsağı ilave edip azıcık zorla kedi biberonuyla veriyoruz. ne kadar ölçü ? bir öğünde en küçük boy kabağı, daha küçük bir kedi ise yarısını veriyoruz. sindirimi rahatlamış olduğu için daha hareketli, daha huzurlu kedimizin oyunları peşinde koşuyoruz en kısa süre içerisinde özellikle hasta kedileri çabucak ayağa kaldıracak doğal besin kürlerini de ekleyeceğim. tekrar ediyorum; yumurta sarısı, yoğurt, kabak ve sarımsağı eksik etmiyoruz. şunu da unutmadan söyleyey,, uzun zamandır yoğurt yiyen kedilerin kaçıncı kattan olursa olsun sapasağlam oldukları, kemiklerinin aşırı güçlü olduğu geniş bir çevrede test edilip onaylanmıştır

büyük kedi küçük kediyi öldürür mü